Suç ve Ceza

Doktorlar üçüncü kez hak yürüyüşü düzenlendikten sonra, hükümet çok ilginç, ilginç olduğu kadar da uygulanması zor bir karar aldı. Bir nisandan itibaren Sağlık Ocaklarında çalışan hekimler reçete yazamayacaklar. Gelişmeleri lütfen dikkatle izleyiniz. Zira bu karar bir nisan şakası değil. Eğer pratisyen hekimler reçete yazamayacaklarsa onları hekim olarak neden mezun ettiler. Neden Sağlık Ocaklarına tayinlerini yaptılar? Hastaneler de ve Sağlık ocaklarında oluşan kuyruklar yetmezmiş gibi bir nisandan sonra hastanelerde uzman hekimlerin odalarının önünde uzun ilaç yazdırma kuyrukları oluşacak. Kuyruklara girip muayene bile olamayan hastalar ilaç kuyrukları yüzünden sağlıklarını Allah’a emanet etmekten başka umar bulamayacaklar.

İlaç yazımı konusunda yıllardır süre gelen yanlışları görmezlikten geçemeyiz. Yıllardır hastalar için yazılan reçetelerde hep en pahalı olanlar yer almıştır. Nedenini açıklamaya gerek görmüyorum. Zira nedenini herkes biliyor. Bu olumsuzluğu önlemenin en kolay yolu, Sağlık Bakanlığının aynı özellikleri taşıdığı halde biri olabildiğince pahalı, diğerinin ise oldukça ucuz olan ilaçların ucuz olanlarının ücretini ödemektir. İllede pahalı olanı almak isteyenler BAĞ-KUR’un uygulamasındaki gibi aradaki farkı cebinden öder. Yıllar önce Datça’da apse yapan dişim için Devlet Hastanesinin diş doktoruna gitmiştim. Bir ilaç yazdı. İzmir’e gitmek için bineceğim otobüsün kalkış saatini bir arkadaşımın dükkanında bekliyordum. Dükkanın çırağına reçeteyle birlikte beş bin lira verdim. Şu ilacı eczaneden al gel dedim. Çocuğun gitmesiyle gelmesi bir oldu. Eczaneci daha dört yüz lira istiyor dedi. İlacı geri verdim. Götür bunu geri ver ve beş bin lirayı al gel dedim.

Ertesi gün Menemen’de arkadaşım diş tabibi Ersin Güremen’e gittim. Reçeteyi gösterip, şu ilacın keseye uygun olanı var mı? dedim. Hemen reçetenin arkasına Duramit yazıp verdi. Eczaneye gidip ilacı aldım. Bedeli yüz elli lira. Arada beş bin iki yüz elli lira fark var. O gün için dükkanımın kirası yedi bin lira. Üstelik dükkanı yedi bin liraya tuttuğum için sitem edenler olmuştu. Bir yıldır boş duran dükkana dükkan sahibi üç bin lira aylık karşılığı kiracı bulamazken, senin yabancı olmandan yararlanarak kirayı yedi bin liraya yükseltti dediler. Bunu yazılan ilacın fiyatına örnek olsun diye yazıyorum. Günümüzden bir örnek. Aynı terkipteki bir mantar ilacının biri yedi milyon lira. Diğerinin ki ise kırk dört milyon lira. BAĞ-KUR ucuzunu ödüyor. Pahalı olanın farkını alıcı cebinden ödüyor. Ya da ucuzunu almayı yeğliyor.

Bu durumda Sağlık Bakanlığının ilaç firmalarını çeki düzene sokması gerekirken, pratisyen hekimlerin ilaç yazma yetkilerini ellerinden almak istemesi, suç olmayan bir eyleme katıldıkları için mi bu ceza. Sağlık Bakanlığı bir genelge yayınlar pahalı ilaç yazmayın diye. Yazan olursa, yazdığı gözden kaçarsa ki çok uzak bir olasılık, zarara uğrayan kurum yazan hekim hakkında yasal işlem yaptırır. Fazla ödediği parayı yazandan tahsil eder. Bir daha da hiçbir pratisyen hekim pahalı ilaç yazma gibi lükse aracı olmaz. Görünen o ki amaç üzüm yemek değil, bağcı dövmek.

İlaç yazma yetkisi elinden alınan pratisyen hekim, hastayı muayene edecek, gereken tanıyı koyacak ve sonra da hastanın eline bir kağıt tutuşturup, �şu bölüme git. Bölümün uzmanı da size bir baksın. Gereken ilaçları yazsın� diyecek. Haydaaaaa öp babanın elini. Hastanelerde ve sağlık ocaklarında hastaların saatlerce muayene olmak için kuyrukta beklemeleri az görünmüş olacak ki hastaya çifte dikiş yaptıracaklar. Hastalar üç beş saat pratisyen hekim kuyruğunda, bir o kadar da uzman hekim kuyruğunda bekleyecek ve bu işin adı sağlık olacak.

***

Görünen o ki anketler hükümeti korkutmuş. Tüm belediyeleri alırsak halimiz nice olur diye düşünüyor olsalar gerek. Zira öyle bir durum partizanlık yapmaya engel olacaktır. Onca belediyelere yapılan desteksiz vaatleri yerine getirmek mümkün mü? Kazanılan belediyelerde yapılacak işler örnek olmalıdır ki, bakın bize oy verenler nasıl karlı çıktı diyebilsinler. Genel seçimlerde daha yüksek oy alabilsinler.

Bazı başkan adayları her yere seçim büroları açtılar. Kimilerinin kapıları kapalı. Kimilerininki açık ama içinde in cin top oynuyor. Bürolarda iyi eğitilmiş teşrifatçılar varsa amaca ancak o zaman hitap edebilir. Boş olan ya da eğitimsiz kişilere teslim edilmiş seçim büroları hedeflenenin aksine seçmenleri kötü etkiler. Büroda taraftar azlığına kanan seçmenler oylarını daha güçlü olduklarına inandıkları adaylara yönlendirirler.

Seçime gün sayıyoruz. ALBATROS PARKI için halen hiçbir adaydan tık çıkmıyor. Tekrar ediyorum. Albatros parkı Büyükçekmecelilerindir. Büyükçekmecelilerin kalmalıdır. Bunu kabul etmeyen hiçbir adaya oy vermeyeceğiz.

Evet sayın adaylar sizlerden söz vermenizi bekliyorum. Söz verin ki verdiğiniz sözü köşemde yayınlayayım.

Özcan Nevres ozcan@nevres.com

(Bugün 1, toplamda 74 kez ziyaret edildi.)