Yine Ciğerlerimiz Yanıyor

Gelibolu’da yine orman yangını. Yanan ormanla birlikte ciğerlerimiz, daha beteri geleceğimiz yanıyor. Nasıl bir aymazlık ki bu yıllardır çektiğimiz kuraklık sıkıntısının yanan ormanlarımızdan kaynaklandığını fark edemiyoruz. Yağmurun orman ile bağlantısını bir türlü algılayamayan insanlarımız halen yağmur dualarından medet umuyor. Faruk Nafiz Çamlıbel Canavar adlı piyes kitabında yağmur duasındaki olumsuzluğu ne güzel anlatıyor. �Bir tarafta çocuklar ağlıyor mama diye. Bir tarafta kuzular meleyor meme diye. Yağmur eğer Allah’ın göz yaşları olsaydı, bir anda ortalığı sele boğmak kolaydı.� Ne yazık ki yağmurun tanrının göz yaşları olmadığını, bir doğa olayı olduğunu insanlarımız bir türlü algılayamıyorlar. Eğer bir algılaya bilseler, işte o zaman orman yakan doğa ve insanlık düşmanı sözde insanlara dünyayı dar ederler ve yanan ormandan beter ederler.

Eğer yağmuru dua ile yağdırmak mümkün olsaydı, dünyada çöl diye bir şey kalır mıydı? Dikkat edin yağmur duası bayraktarlığı yapanlara. Gök yüzünde yağmurun belirtisi olan kara bulutlar yığıldığında çıkarlar ortaya. Nasıl olsa yağmur yağacaktır. Hikmetin dualarından kaynaklandığını kanıtlamak isterler. Her zaman kedi kaymak yemez. Bazen yağmur çilentileri arasında açık şemsiyelerle çıkılır yağmur duasına. Dönüşte ise şemsiyeler kapalıdır. Yine de yağmurun neden yağmadığını algılayamazlar. Yağmur ormanın anasıdır. Orman varsa yağmur yağar. Bunu tarım ile geçimini sağlayanlara çok iyi belletmek gerekir. Zira tarım her zaman su ile bağlantılıdır.

Geçmişte Menemen’de Orman Bağları mevkiindeki bahçemizde bahçe suyunu tamamı üç buçuk metre derinliğindeki dolap kuyusundan sağlardık. Kurak yıllar başlayınca kuyu yaz başında kurudu. Suyu daha derinlerde sekiz buçuk metrede bulduk. Yıllar sonra o da kurudu. Şimdilerde ise on üç metre derinlikte bulunabiliyor. Orman katliamı sürdükçe o sular da yok olacak. Daha derinlerde bile bulunamayacak.

Ormanlar yalnızca bulutları çekip yağmuru yağdırmazlar. Ormanlar aynı zamanda doğanın ak ciğerleridir. Ciğerlerimizle soluduğumuz oksijeni sağlayan yine ormanlarımızdır. Her yakılan orman ak ciğerlerimize daha az oksijen girmesine neden olur. Bu nedenle ormanlarımızı canımızı korur gibi korumak zorundayız. Tarım olmasa da olur diyebilenler olabilir ama hiçbir kimse oksijensiz yaşanabilir diyemez.

Üç günden beri grip illeti yüzünden yatağımdan güçlükle çıkabiliyorum. Kendimi bir orman içine atabilsem hemen canlanacağımı biliyorum. Zira bu hastalığın devası bol oksijenli hava ile ciğerleri doldurmaktır. Muğla’da yaşadığım yıllarda gribe yakalanacağımı hissettiğimde sıkıca giyinip motor sıkletime biner, ormanlık alanlara giderdim. Ormanlık alanlardaki bol oksijen sayesinde hastalıktan hemen kurtulurdum.

Soğuk bir kış gününde gribe yakalanmış bir avukat arkadaşıma hadi seni motor sıkletimle biraz gezdireyim dedim. Bu havada mı? diye hayretle sordu. Evet bu havada dedim. Çivi çiviyi söker sözünü boşuna söylememişlerdir. Tamam gidelim dedi. Motor sıkletime binip Yatağan’dan (Muğla) hareket ettik. Bozüyük köyü üzerinden ormanlık alanın içinden geçen yola girdik. Yaklaşık on kilometre hızla ağır ağır ilerleyerek on beş dakikalık yolu iki saatte geçtik. Geri döndüğümüzde oldukça rahatlamıştı. Hastalığın etkisi olabildiğince hafiflemişti. İnanılmaz bir şey bu demişti. Kaç gündür yakamı bırakmayan bu hastalıktan bu kadar kolay kurtulacağımı bilseydim ilk günden seni arardım demişti.

Orman yağmur demektir. Orman sağlık demektir. Orman doğayı dengeleyen en önemli unsur demektir. Sağlıklı bir yaşam için ormanlarımızı gözümüz gibi korumalıyız. Bu konuda çok önemli bir duruma da dikkatinizi çekmek isterim. Dikkat edin. En büyük orman yangınları arsa olarak büyük önem taşıyan yerlerde ve en uygunsuz şartlarda çıkmaktadır. En uygunsuz şartın şiddetli rüzgar olduğunu da belirtmek isterim. Bu da madalyonun diğer yüzüdür.

Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 73 kez ziyaret edildi.)