Tüm Kına Yakanlara Merhaba

Tüm Kına Yakanlara Merhaba
Öncelikle kına yakanları sağduyulu oldukları için tümünü kutlarım. Düşünüyorum da….. Günümüzde dahi halen trafik sorunu çözülememiş bir İstanbul’da olimpiyatlar yapılsaydı İstanbul’un hali ne olurdu? Olimpiyatlar için ülkemize gelen yabancılar geldiklerine, geleceklerine pişman olmazlar mıydı? Değerli okuyucularıma Silivri’den İstanbul Gaziosmanpaşa’ya altı saatte gittim desem mutlaka inanmakta zorlanırlar. Ne berbat bir gündü o. Gişelere on beş kilometre kala trafik adeta durdu. Adım, adım ilerliyoruz. Trafikteki sıkışıklık geçicidir diye yol kenarındaki park yerine girdim. Bir süre bekledikten sonra trafik hızlanır gibi olduğunda hareket edip yola çıktım. Trafikteki akışın yeniden durması için sanki beni bekliyordu. Yine adım, adım ilerlemeye başladık. Gişeleri geçtiğimde hemen sağa yanaşıp motoru durdurdum. Durdurmak zorundaydım zira hararet çok yükselmişti. Benden önce duranlar olmuştu. Benden sonra duranlar da çok olmuştu. Birinin motoru nasıl bir durma düşmüşse arabanın sürücüsü bir çekici çağırarak arabasını yükletti. Sürekli yol durumunu veren bir radyo vericisi var. Torunum onu bulup sürekli o radyoyu dinler olduk. Radyodan öğrendiğimize göre trafik sürekli gerçekleşen trafik kazaları yüzünden tıkanıyordu. Karanlık iyice bastırdığında yağmura rağmen yolumuza devam kararı aldık. Yağmur yüzünden beş metre öteyi görmekte zorlanırken kaza yapma sevdalısı trafik magandaları yine iş başındaydı. Sağımızdan solumuzdan makas atanlar hızla geçiyorlardı. Neyse ki Silivri İstanbul yolculuğumuzu kazasız belasız altı saatte tamamlaya bildik. O gün ne olimpiyat vardı ne de tekmecilerin, pardon futbolcuların maçı vardı. Buna rağmen yolculuğumuz bu denli rezil geçmişti. Bir de olimpiyat olduğunu düşünün. Olimpiyatı izlemeye gelen yabancılar mutlaka olimpiyat alanına araçlarla değil, tabanvaylarla gitmeyi yeğlerlerdi. Biz kınacılar işte böyle rezaletlerin yaşanabileceği korkusuyla olimpiyatların İstanbul’da yapılmamasına sevindik. İnternet’te olimpiyatlara aday olan üç şehrin yol haritaları yayınlandı. Tokyo araç yolu zengini, Madrid Tokyo’ya göre orta yollu bir şehir. İstanbul ise Madrid’in bile çok gerisinde. Belli ki Türkiye’yi yönetenler yolsuzluk yapmaktan yol yapmaya fırsat bulamamışlar.
Bir de şu işe bakın. Türkiye’nin gözbebeği peri bacalarıyla ünlü Ürgüp’te bir insan görünümlü canavar olimpiyatların Tokyo’da yapılacak olmasına tepki olarak Japon turistlere bıçakla saldırıyor. Birini öldürüyor. Diğer ikisini de ağır yaralıyor. Alın işte kına yakmayanların müthiş başarısını. Bu kafayla olimpiyat bizim neyimize? Bir futbol maçını bile doğru dürüst izleyemeyenler, maça satırlarla, döner bıçaklarıyla giden magandalar. Maça mı gidiyorlar? Yoksa savaşa mı belli değil?
Çok sık yazdım ama yine yazacağım. Ben yürüyüşe çıktığımda yorulduğumda bir banka oturup dinlenemiyorum. Zira hangi banka oturmak istesem altı ayçiçeği kabuklarıyla dolu oluyor. Gelen geçen o kabukları görüp de şu ayıya bak. Bu yaşa gelmiş çevresini temiz tutmayı öğrenememiş diye kınamalarından korkuyorum. Yıllar önceydi. Foça’da yaşamakta olduğum yıllardaydı. Yerel Gündem 21 in çağrısına uyarak düzenledikleri toplantıya katıldım. Turizm müdiresi yaptığı uzun konuşmasında çok büyük başarılarını anlata, anlata bitiremiyordu. Esnaftan ve halktan güçlükle topladıkları paralarla dünyaca ünlü Foça’mızı tanıtmak için İstanbul festivalinde bir stant açarak Foça’nın tanıtımını yapmış. Patlamamak için kendimi zor tutuyorum. Zor da olsa konuşmasını tamamlamasını bekledim. Konuşmasını tamamladığında söz aldım ve müdüre hanıma hak ettiği şekilde yüklendim. Sizi İstanbul’da stant açma başarınızdan ötürü yürekten kutluyorum. Sanki Foça’yı dünya tanımıyormuş gibi gidip İstanbul’da stant açmanız ne kadar büyük başarı değil mi dedim? Biz özel günlerimi kutlamak için yüz kilometre uzaklıktaki Dikili’ye gidiyoruz. Sıkı durun nedenini açıklayacağım. Beş kapılarda bir gazino var. Gazinonun garsonlarından biri servis yaparken çişi geliyor. Tepsisini bir masa üzerine koyarak Beşkapılar’ın çukuruna inip çişini yapıyor ve ellerini yıkama gereği duymadan servise devam ediyor. Oysa on metre ötede genel tuvalet var. Oraya gidebilirdi ama gitmiyor. Siz olsanız bu kafayla servis yapılan bir yerde özel günlerinizin kutlamasını yapar mısınız? Siz önce buradaki esnafı ve yanlarında çalışanları eğitin. Bu eğitimi tamamlama başarısını gösterebilirseniz işte o zaman değil İstanbul’da, dünyanın neresinde olursa olsun stant açabilirsiniz dedim. Sözlerime devam ettim. Gelelim belediyemize. Yerler çerez kabuklarıyla dolu. Çerez satıcılarının tümünün arabalarında yere çöp atmak yasaktır. Atmanın cezası yirmi liradır yazıyor. Belediye bu güne kadar yerleri kirlettiği için ceza yazdığı tek bir kişi var mı? Direklere asılmış levhalara bakarsanız kaldırımlarda bisiklet sürmek yasaktır yazıyor. Kaldırımlarda bırakınız bisiklet sürülmesini motosiklet yarışları yapılıyor. Kaldırımlarda can güvenliği kimsenin umurunda değil dedim. Benden sonra sözü belediye başkanı aldı. Biz çevreyi kirletenleri ceza ile değil eğiterek yola getirmeye çalışıyoruz dedi. Sayın başkan dedim. Siz hangi memurlarınızla bu çevreyi kirletenleri eğiteceksiniz? Zabıta memurlarınız harika bir tutkalla koltuklarına yapıştırılmışlar. Mesai bitimine kadar koltuklarından kalkmıyorlar bile. Paneli yöneten gerginliği yok etmek için başka birine söz verdi. Birkaç konuşmacıdan sonra dağıldık. Belediye söylediklerimi uygulama kararı almıştı. İlk olarak çöplerin evlerden alınması kararı uygulandı ve çöp bidonları kaldırıldı. İki gün sonra belediyenin önünde girişi önleyecek bir çöp dağı vardı. Çaresiz böyle kafaya böyle tıraş deyip çöp bidonları eski yerlerine yerleştirildi. Oysa Yunan adalarına gidip oradaki temizliği görenler gıpta ile anlatıyorlardı. Yerlerde değil çöp, bir sigara izmariti bile göremezsiniz diyorlardı.
Kıssadan hisse. İnşallah bir gün bizim şehirlerimiz de yerlerde çöpü ve sigara izmariti olmayan bir temizliğe aşina olurlar.
Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 38 kez ziyaret edildi.)