Uçtu Gitti Gençliğim

Uçup Gitti Gençliğim
Ne bitmez tükenmez enerjiydi o gençlik yıllarının enerjisi? Ölüm hangi gencin aklına gelirdi o gençlik yıllarında. Gençlik sanki hiç bitmeyecek bir olguydu. Zira ömür dedikleri o sonu belirsiz yol hiç bitmeyecek gibiydi. Ömür dediğimiz olgunun en güzel dönemi gençlik yılları olduğu halde hangi birimiz o güzelliklerden yeteri kadar yararlanabildik. Evliliğin ardından yaşamın en güzel ve en mukaddes ürünü çocuklar dünyaya gelir. Onları büyütmek, okutmak, sonra da evlendirip torun sevgisini tatmak. Torun sahibi olmanın doyumsuz zevkini tam beş kez tattım. Çok yakında torunum Can Nevres sayesinde çok büyük bir mutluluk yaşayacağız. Eşimle birlikte Zonguldak’a gidip onun mezuniyet törenine katılacağız ve kep giyişini izleyeceğiz. Bundan daha büyük mutluluk olur mu? Şimdi de içimizde kuşku dolu bir özlem var. Onun üniversite öğrenimini tamamladığını görebilecek miyiz? Bu satırları yazarken içimde bir burukluk var. Geçen yıl torunum Barış Gün tıptan mezun olmuştu. Ne yazık ki onun mezuniyet törenine katılamamıştık. Zira o kadar uzakta ki. Yükseklik korkusu yüzünden uçağa binemediğimden Amerika’ya gitme şansım hiç yok. Oradaki iki torunumla ancak Türkiye’ye geldiklerinde hasret giderebiliyoruz.
Torunum Barış Gün bir gün bana dede harçlıklarımı biriktiriyorum. Türkiye den bir arazi sarın alıp bir hayvan çiftliği kuracağım. Orada her türlü hayvan yetiştireceğim. O nedenle lise eğitimimi tamamladığımda veterinerlik eğitimi alacağım demişti. Ben de ona sen iyi oku ve iyi bir kariyer sahibi ol. Senin çiftlik almana gerek yok. Seni bir çiftlik sahibinin kızıyla evlendirir ideallerini orada gerçekleştirirsin demiştim. Yaşamın gerçekleriyle karşılaştıktan sonra fikri ve idealleri değişmişti. Dede ben sizlere daha iyi bakabilmek için tıp eğitimi alacağım demişti. Şimdi o ihtisas eğitimi alan genç bir doktor. Bunları düşünürken geçmişteki anılarım canlanıyor usumda. Neydi o çocukluk yılları? Yetmiş yıl gerilere gidiyorum. Anılar diziliyor gözlerimin önüne. Sanki anılarımda yeri olanları dün yaşamıştım. Tevfik amcanın hendeğinden kestiğim en kalın kargıyı at gibi kurgulardım. Bahçemizin hendeğinden kestiğim bir hayıt sopasıyla binicilik aksesuarım tamamlanırdı. Beş altı arkadaş kargıdan atlarımızla bağlarımızın tozlu yollarında at yarışları düzenlerdik. Hiç birimiz kaybetmeyi hazmedemezdik. Ben geçtim, hayır ben geçtim tartışması kavgaya dönüşür hayıt sopalarıyla birbirimizi iyice döverdik. Kavga sonucu dargınlığımız bir saat bile sürmezdi. Yeni kavgalara hazır olmak için hemen barışırdık.
Üzüm kesme zamanında babam üzümleri kestirip sermek için uzun süre bağlarımızda kalırdı. Annem evde yalnız kalmamak için üç kardeşimi alıp annesinin bağına gider, kesilip kurutulan üzümler çuvala konuluncaya kadar annem anneannemde kalırdı. Bana da bahçemizdeki sebzeleri sulama işi düşerdi. Sabahın altısında kalkıp atları yemlerdim. Atlar yemlerini yerken ben de pompalı gaz ocağında tarhanamı hazırlardım. Tarhana çorbasını yedikten sonra doru kısrağımızı su dolabına koşar sulama işine başlardım. Sulama işi yaparken suyollarında yuvarlak taşlar ortaya çıkardı. O taşlar sapanda kullanmak için çok elverişliydi. Kontenjanım on taneydi. Saat on ikide atı su dolabından çıkarıp incir ağacımızın serin gölgesine bağlayıp önüne bolca yem koyardım. Sonrada hendeklerdeki çitlembik ağaçlarının altına giderdim. Boynumdan hiç eksik etmediğim sapanıma koyduğum yuvarlak taşlarla kuş avlamaya başlardım. İyi bir nişancı olduğum için on taşla on kuş vururdum. Dokuza düşmem çok nadir olurdu. Tüylerini ve iç organlarını temizledikten sonra bolca yağ koyduğum tavada pişirip yerdim. Her öğlen kendime kuş eti ziyafeti çekerdim. Saat on altıda bu defa kırço adını verdiğimiz kır beygirimizi su dolabına koşardım. Hava kararmaya başlayıncaya kadar sulama işine devam ederdim. Akşam yemeği için tencereye yeteri kadar kavurma koyduktan sonra içine bolca domates biber ve patlıcan doğrayıp pişirirdim. Akşam yemeğim kısa zamanda hazır olurdu. Yemeğimi yedikten sonra ağaç altına bağlamış olduğum atlarımızı ahıra sokup bağladıktan sonra sularını içirip önlerine bolca yem koyardım. Gün boyu hiç kapatmadığım pilli radyomuzu saat yirmi ikide kapatır ahırımızın dam başı dediğimiz toprak damına çıkar, koyun sürüsü sahibi olduğumuz zamanından kalma çoban kepeğinin üzerine yatar hemen derin bir uykuya dalardım. Uyuyama gibi bir sorunum hiç olmazdı. Oysa o güzelim gençlik yılları uçup gittikten sonra uyku ilaçları ile bile uyuyamaz oldum.
Çocukluk anılarımla bu günümün arasına bir köprü kuruyorum. Çok uzun sandığımız ömür meğer ne kadar kısaymış. Sanki daha dündü bağ yollarında kargıdan at koşturduğumuz ve hayır için yol kenarına bir hayırseverin koyduğu su dolu küpe muziplik olsun diye avuç, avuç kum attığımız. İyice susadığımızda zorunlu olarak içine kum attığımız küpün suyundan kana, kana içerdik.
Gençlik yıllarımızda çok aldanmışız. Çok uzun sandığımız ömür meğer bir gün kadar kısaymış. Bu yüzden günlerimizi çalışarak ve tüm insanlarla iyi dostluklar kurmalayız. Bu kısa yolda hiçbir kimseyi kırmamalıyız, darıltmamalıyız. Ki geride iyi bir namımız kalsın ve yapabildiklerimizle ve iyiliklerimizle anılalım.
Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 164 kez ziyaret edildi.)