Üretim Ve Pazarlama

Üretim Ve Pazarlama

Televizyonda mandalina ilgili haberi izledim. Bilmeyenler için şaşırtıcı olabilir ama benim için o haberin hiçbir özelliği yoktur. Haberde mandalinanın dalında kilosunun yirmi beş kuruş olduğu üstüne basa, bas anlatılıyordu. Sonra da manav tezgâhlarındaki etiketi görüntülediler. Kilosu yirmi beş kuruş olan mandalinanın fiyatı tam üç lira olmuş. Mandalinanın fiyatı bahçeden tezgâhlara ulaşıncaya kadar tam on iki katına ulaşmış. Üretimden pazarlama tezgâhlarına giden yolda ve beklemelerde ürün kaybı olabiliyor. Bozulma ve çürüme riski olan ürünlerde yüzde yüzlük kar marjı normaldir ama on iki katı olması kabul edilemez. Yıllar önce Menemen’in en iyi arazilerinden biri olan Vakıf çayırındaki on dört dönümlük tarlamızda sebze yetiştiriciliği yapmıştım. Dört inçlik su kaynağıyla su sorunu olmayan bir tarlaydı. Büyük bir hevesle işe başlamıştım. Hayranlık uyandıran ürünler yetiştirmiştim ama sebze piyasası yüz güldürmüyordu. Halde ilk satılan ürünler benim ürünlerim olmasına rağmen fiyat gülünç denilecek kadar düşüktü. Önce salatalık bölümüne ızgara çektim. Sürülen bölümdeki sağlam salatalıkları komşularım toplayıp evlerine götürmüşlerdi. İki günde bir kırk çuvala yakın biber ve yetmiş beş kasa domates toplatıp hale götürüyordum. Ayrıca arabamı her gün tepeleme patlıcan doldurup hale getiriyorum. Komisyonu, vergisi, hamaliyesi düşüldükten sonra elime geçen para su motorunun yaktığı gazı bile karşılamıyordu. Börülceyi toplattığımda manavlardaki fiyata göre yüzümü güldüreceğini sanmıştım. Halciye kaça satıldığını sorduğumda şok olmuştum. Kilosu on kuruşa satılmış. O ürün o fiyata toplatılamazdı. Kime sattığını öğrendim ve gidip o manavın tezgâhına baktım. Benim börülcemin üzerinde tam yetmiş kuruş fiyat vardı. Aylarca süren emeğimin bedeli kilosunda on kuruştu. Manav ise benim sırtımdan emeksiz olarak kilosunda atmış kuruş kazanıyordu. Depoya gidip traktör boştaysa ızgarayı takıp bahçenin tamamını sürmeye karar vermiştim. İyi ki traktör depoda değilmiş. Evime giderken bir manavla karşılaştım. Bahçendekileri bana tohur olarak satar mısın dediğinde anlaşırsak niye olmasın dedim. Yirmi bin liraya anlaştık. O para sayesinde zarar etmekten kurtuldum ama bir daha sebze üretimi yapmamaya da karar verdim. Her zaman söyler ve yazarım. Ülkemizdeki pazarlama sistemi yüzünden üreticiler asla para kazanmazlar. Parayı kazananlar aracılardır. Bir ay önce Menemen sebze halinden almış olduğum kakaolu cennet elmasının kilosu yüz elli kuruştu. O ürün İstanbul tezgâhlarına pek düşmez. Kakaosuz olanının ise fiyatı bir liraydı. Bu gün gittiğim alış veriş merkezinde fiyatı beş lira doksan dokuz kuruştu. İnsaf etsinler. Kolay beri çürümeyen ve bozulmayan bu ürünün fiyatının bu derece yüksek olması kabul edile bilir mi? Manav tezgâhlarındaki tüm meyve ve sebzeler için bu anormal fiyatlar geçerlidir. Bu anormal fiyatların önünü kesmek için tek umar tüketici pazarlarının kurulmasıdır. Üretici yetiştirdiği ürünü pazara getirip aracısız sattığında tüketici daha çok meyve ve sebze tüketme şansını yakalar.

Televizyonlarda bazı programları izlerken iç bulandıran, kafa karıştıran bilgilere ulaşıyorum. Bu gün izlediğim bir programda sofralarımızın en vazgeçilmezi olan ekmek hakkındaki bilgiler içimizi kararttı. Meğer ekmeğin ana maddesi olan buğday on yıldan beri birçok amansız hastalığın nedeniymiş. On yıl önce buğdayda yapılan iyileştirme sayesinde dekar başına verimi oldukça artmış ama o iyileştirme buğday ürünlerini tüketenlerde kötüleşmeye neden olmuş. Bir süre önce glütenin sağlığa çok zararlı olduğu açıklandığında glütensiz un reklamları başlatıldı. Bu gün anlatılanlara göre buğdaydan üretilen tüm ürünlerinin soframızdan kaldırılması öneriliyor. Buğdaydan üretilen ürünler başta çocuklarda otizme, büyüklerde ise bunamaya ve Alzheimer hastalıklarına neden oluyormuş. Bu nedenle uzman doktor mayasız mısır ekmeği tüketmemizi öneriyor. Her ne kadar çok az ekmek tüketsem de ekmeği beslenmemden tamamen çıkarmaya karar verdim.

Özacn Nevres     ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 41 kez ziyaret edildi.)