Vatan Toprağı Kuşatılırsa

Vatan Toprağı Kuşatılırsa

Bilindiği gibi Suriye’deki Süleyman Şah türbesinin üzerinde bulunduğu toprak konaklama tesisleri Lozan anlaşması gereği Türk toprağı sayılmıştır. Cumhurbaşkanımız Işid’in terör örgütü olduğunu açıklayınca Işid hemen karşı saldırıya geçti ve ilk hedef olarak Süleyman Şah türbesinin bulunduğu yeri kuşatmak oldu. Şimdi gözler hükümetin nasıl bir tavır alacağında ve genel kurmay başkanının tutumunda. Bakalım yapılması gerekeni hemen yapacaklar mı? Şu anda tank ve komando birliklerimizin sınırda yığınak yapması gerekir. Bu o vatan toprağını korumakta kararlı olduğumuzun göstergesi olacaktır.

Esas üzerinde durulması gereken gençlerimizin vatanları için ne kadar duyarlı olduğudur. Bakın bir gencimiz ne diyor? Erol C. Bu savaş ortamında bir türbenin 36 mehmetçik tarafından korunması putperestlik değil midir? Kime ne yararı var da bu kadar değerliymiş gibi gösteriliyor ve Türkiye halkını gaza getiriyor, askerlerimizin hayatı riske sokuluyor? Buna yanıtım ise şöyle: O türbenin bulunduğu yer Türk toprağı olduğuna göre sonsuza kadar savunulmalıdır. Bizim düşmana bırakılacak bir karış toprağımız yoktur. Alın size Erol C.’dan okkalı bir yanıt: O kadar toprak meraklısıysan sen önden buyur. Sınırlarımızdaki topraklar bize yeter. Erol C. Bey,, Çivi çiviyi söker. O adacıklardan ne olur diyen AKP yüzünden adalar birer birer Yunanistan’a gidiyor. Bu gün o toprak parçası yarın tüm güneydoğu gider. Doğal olarak bunu anlamak için biraz da düşünen bir kafa gerekir. Bu yanıtımda etkilenen Bünyamin Sakin adlı bir gencimiz bakın ne diyor?  erol kardeşim sen istemiyorsan ben önden giderim sende karının etegi altına saklan kal öyle olurmu İşte iki ayrı kafa yapısı. Biri küçücük bir toprak parçası için ver kurtul diyor. Diğeri ise hudutlarımızın dışında kalmış olsa da o bizim vatanımızın bir parçası. Onu ölümüne savunmak gerekir diyor. Bu konuda iktidarın ne düşündüğünü ve ne yapacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. İnşallah teslimiyetçi bir davranışın içine girmezler.

***

Güncel konu türban. Aydın din adamları dinimizde türban diye bir örtünme tarzı yoktur diyorlar. Buna rağmen Hıristiyan rahibelerinin giyim tarzı olan türbanı halka kabul ettirmek için baş örtüsü diyorlar ve halka dayatıyorlar. Benim annem, babaannem ve anneannem de baş örtüsü takarlardı. Türbanlılar gibi başlarını lahana gibi sarmazlardı. Bu son baş örtüsü dedikleri türban atağının gerekçesi ne? Olabildiğince bozuk giden ekonominin üstünü örtmek için mi? Yaşanacak olanları halkın gözünden kaçırmak için mi? Eğer amaç bu ise kendilerini aldatmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Dostlarla sohbet ederken en çok konuşulan ne olacak bu ülkenin hali sorusudur. Ben de Tarih tekerrürden ibarettir. Demokrat Partinin son döneminde yaşananları yaşamaya başladık diyorum. Gerçi henüz o dönemde yaşananlar başlamadı ama görünen köy kılavuz istemez. Sıcak paranın akışı durmuş. Dolar bazındaki borç ödemelerde çok büyük sıkıntılar yaşanıyor. Bu ödemeler bir kez aksamayı görsün. Dış ülkelerden alınan ve dövizle ödenmesi gereken tüm alımlar durur ve yoklar dönemi başlar. Tıpkı Demokrat Parti iktidarının son dönemindeki gibi olur. Demokrat Partinin son döneminde eşya ve yiyecekler karaborsaya düşmüştü. Fiyat yükselişlerine halkın gücü yetişmez olmuştu. O günleri en güzel anlatan bir türkü var. Oy fasulye yedi buçuk lira, hem kaynasın, hem oynasın. Bu türkü o günlerde o kadar çok tutulmuştu ki halen severek okunuyor. Bu türkünün ortaya çıkmasının nedeni ise kilosu otuz beş kuruş olan fasulyenin fiyatı karaborsada yedi buçuk liraya fırlamış olmasıdır. Karaborsayı ve fiyat yükselişini durdurmak için çıkarılan Milli Korunma Kanunu amacına ulaşamamış. Fiyatların yükselişi ve karaborsa durdurulamamıştı. Bir çok küçük esnafın fasulyenin ve pirincin kilosunu hükümetin koyduğu fiyattan beş kuruş fazlasıyla sattığı için yıllarca hapis yatmalarına neden olmuştu. Belki de zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz yolda şaşırır deyimi o yıllarda gündeme oturmuştu. Zira milli korunma kanunu yürürlükte kaldığı sürece hiçbir zengin kanundan zarar görmemişti. Olanlar ise hep küçük esnafa, yani dar gelirlilere olmuştu.

İnşallah o yıllarda yaşadıklarımızı bir daha yaşamayız. Birinci Ordu Muhabere Komutanlığında genel evrak müdürüyken üst makamlara yazı yazacak birinci hamur kağıt bulamadığımız gibi iki kağıdı birbirine tutturacak toplu iğne bile bulamıyorduk. Çiftçilerimiz sabanının aşınan burnun a eklete bileceği bir demir parçasını bile bulamıyorlardı.

Özcan Nevres      ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 39 kez ziyaret edildi.)