VAY FAZIL SAY VAY

Vay Fazıl Say Vay
Şüphesiz gerçek anlamda bir sanatkârın yetişmesi çok zor ve çok uzun sürelidir. Gerçek anlamda sanatkâr olmak için yalnızca eğitim görmek yeterli değildir. Öncelikle yetenek ister. Bu nedenle yetenekli olan sanatkârlar her zaman baş tacı olur. Fazıl Say da zor yetişen yetenekli sanatkârlardan biridir. Üstelik dünyanın takdirini kazanan ender insanlarımızdan biridir. Gazetelerde başkasına ait olan bir şiiri okuduğu için kendisine on ay hapis cezası verilmiş olması oldukça düşündürücüdür. Fazıl Say dünyaca ünlü biri olduğu için istediği zaman istediği bir ülkeye gidip yerleşe bilir. Zira böyle bir sanatçıya dünyadaki tüm ülkeler kucak açarlar. Ülkelerine yerleşmesi için kendisine her türlü kolaylığı sağlarlar. Oysa AKP li bir siyasetçi kim bu Fazıl Say diyerek aklınca onu küçümsüyor. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözü var. Efendiler, milletvekili, bakan olabilirsiniz ama sanatkâr olamazsınız demiştir. Bu sözleriyle sanatkârların ne kadar zor yetiştiğini anlatmaktadır. Fazıl Say’da çok ender yetişen dünyaca ünlü bir sanatçımızdır. Bu nedenle aldığı on aylık hapis cezası tüm dünyanın tepkilerine neden olmuştur.
Ülkemizde çok büyük bir beyin göçü yaşanmaktadır. Nedeni ise ülkemizde aradıklarını umduklarını bulamıyor olmalarıdır. Üniversitelerimizde çok değerli bilim adamları yetiştirilmektedir ama bu yetişenler kendileri için gerekli ortamı bulamadıklarından çalışmalarını yurt dışında sürdürmeyi yeğlemektedirler.
Yeğenim Ahmet Balaban altın ve gümüş işleme sanatını uzun yıllar ülkemizde icra ettiği halde beklentisi olan kazanca hiçbir şekilde ulaşamamıştır. En sonunda bijuteri ticaretine girmiş ve bir müddet ithalatını ve pazarlamasını yapmıştı. Taylant’dan ithal ettiklerini Türkiye’de pazarlıyordu. Taylant’da işçiliğin ucuz olması yüzünden bir fabrika satın alıp bijuteri imal işine de girdi. İyi kazanmaya başlayınca iki çocuğunu ve eşini alarak Taylant’a yerleşti. Şimdi iki çocuğu eğitimine dört dilde devam etmektedir. Dört dilde eğitim alan bir genç dört dilde çevirmenlik yapsa bile geleceğini garantilemiş olur. Yeğenim, dayı siz buraya gelseniz aldığınız maaşlarla krallar gibi yaşarsınız diyor. Kızı Çin’e yerleşmiş olan bir arkadaşım kızı nedeniyle gidip gezdiği Çin ve Taylant’ı hayranlıkla anlatıyor. Oralarda trafik diye bir sorun yok. Yollar olabildiğince geniş. Akaryakıt çok ucuz olduğundan günlüğü yirmi liraya kiraladığınız bir arabayla tam gün gezersiniz diye anlatıyor. Benim gibi araba sahibi olan birçok emekli, yakıttaki pahalılık yüzünden, sahip oldukları arabalarını çok gerekli olmadıkça kullanamıyorlar.
Son pişmanlık para etmez diye bir atasözümüz vardır. Bin dokuz yüz atmış iki yılında Almanya Türkiye’den on iki elektronikçi talep etmişti. Türkiye genelinde yapılan sınavlarda kazananlarda bir numara bendim. Pasaportumu aldım. Yol hazırlıklarına başladım. Sağlık kontrolünde veremli ve zatürreeli çıktım. Olamaz dediğimde çocukluğunda geçirmiş olduğundan farkında değilsin dediler. İçime kurt düşmüştü. Karşıyaka’nın (İzmir) tek röntgencisi Mazhar Özkul’a gidip göğüs röntgeni çektirdim. Röntgen raporunda şöyle yazmıştı. Bir milyon şehirliyi röntgen taramasında geçirseniz akciğeri bu denli sağlam bir veya iki kişiye ya rastlanılır ya rastlanılmaz. Buna rağmen Almanya’ya gitmeme kararı almıştım. Motorman’ın Türkiye distibitörü Dündar Soyer ile sohbet ederken başıma gelenleri anlattığımda o hastane benim param ile açıldı. Bula, bula benim en değer verdiğim birine mi bu numarayı yaptılar dedi. Hastaneye telefon açtı. Hastanenin sahibi arkadaşını hemen gönder. İlk uçakla kafileye yetiştireyim dediğinde, ben kendi ülkemde böyle bir haksızlıkla karşılaşırsam dilini bilmediğim bir ülkede başıma kim bilir neler gelir dedim. Olmaz öyle şey, ben her hafta iki defa Almanya’ya gidip geliyorum. O ülkede ne iltimasa, ne de haksızlığa yer yoktur dediyse de fikrimi değiştirmedim. Daha sonra da Kanada’ya davet aldım ama aynı gerekçeyle gitmeyi kabul etmedim. Ülkemde yaşananlara baktıkça keşke gitseydim ve bir daha dönmeseydim diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Ne yazık ki son pişmanlık para etmiyor. Ömür denilen yolculuğun son durağına iyice yaklaşmamış olsaydım Taylant’a gidip yeğenimin yanına yerleşirdim. Ne yazık ki geçti Bor’un pazarı.
Özcan Nevres ozcan.nevres@gmail.com

(Bugün 1, toplamda 52 kez ziyaret edildi.)