O YALANCININ BİRİYDİ

O Yalancının Biriydi

Onunla yine buluşacaktık. Sımsıcak ellerini avuçlarımın arasına alıp onu ne kadar sevdiğimi, onunla bir yuva kurmak için nasıl sabırsızlandığımı anlatacaktım. Biliyorum o bana yine sabırlı ol. Acele etmene gerek yok diyecekti ama, ben yılmayacaktım. Buluşacağımız yere yine gelmedi. Acabalar düğümlenişti kafamın içinde. Bu beni kaçıncı aldatışı böyle.Beni sevmiyor muydu? Yoksa hiç mi sevmemişti? Bu düşünceyle yüreğim burkuluyor, sanki yüreğimden bir şeyler kopuyordu. İçimde bir ses, o seni sevmiyor diyor. İçimdeki sese inanmak istemiyorum. Oysa içimdeki ses ısrarla, bu dünyada her şey yalan diyordu. Aşklar, sevgiler, hatta yaşadığımız bile yalan. Dön bir kez arkana bak. Yitip giden kaç yıl olmuş  Uzat ellerini. Tut bakalım o yitip giden yıllardan birini. Tutamıyorsun değil mi? Eğer yaşadığın gerçek olsaydı tutamaz mıydın o yıllardan birini. Zaman akıp gidiyor. O kırılasıca ellerin neden tutamıyor akıp giden zamanı? Neden? İçimdeki ses susmak bilmiyordu. Hani sen bu gün onunla buluşacaktın? Neden gelmedi? Daha evvel de gelmemişti. O halde bu bekleyişin neden? O yalancının biri. Unut onu gitsin. O seni aldatıyor. O seni sevmiyor. Zaman ise akıp gidiyor. Sen ümitsiz bir aşkın peşinde koşuyorsun. Unut onu unut. Kendine yeni bir dünya kur. Unutma. Ömür dedikleri zannettiğin kadar uzun değildir. Zamanını boşa harcama.

İçimdeki ses doğru mu söylüyordu? Yoksa beni aldatmaya mı çalışıyordu. Belki de söyledikleri doğruydu. İçime düşen kuşku, içimi aç bir kurt gibi kemiriyordu. Ayaklarım beni karanlıklara doğru sürüklüyordu. İçimde dayanılmaz bir arzu vardı. Ağlamak istiyordum. Hem de hıçkıra hıçkıra. Avazım çıktığı kadar haykıracaktım. Neden, neden gelmedin diye? Sahile vardığımı fark ettiğimde, neden buraya geldiğimi düşündüm. Nedenini bilmiyordum. Bir zamanlar şu karanlık kayaların kuytusunda saatlerce çılgınlar gibi sevişirdik. Zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık. İyice yorgun düştüğümüzde kumların üzerine uzanır, yıldızları seyrederdik. Bu çılgınca aşkın bir yaz aşkı olduğunu bir yaz yağmuru gibi gelip geçici olduğunu nereden bilirdim? Nasıl da aldatmıştı beni. Sakın benden başkasına bakma. Bakarsan hiç acımam gözlerini oyar, yaşadığımız sürece bastonun olurum derdi. Hele hele beni terk etmeyi aklından geçirme. Ben çılgın bir aşığım. Seni deliler gibi değil, ölesiye değil, öldüresiye seviyorum. Eğer bir gün terk edersen, önce seni, sonra da kendimi öldürürüm derdi. Nasıl da inanmıştım ona?

Denizdeki yakamozlara daldı gözlerim. Sanki o parıltıların arasında o vardı ve beni gel diye çağırıyordu. Denize dalıp onun hayalinin peşinde, derinlere doğru kulaç atmayı ve o derinliklerdeki karanlığın içinde yitip gitmeyi düşledim. İçimdeki ses, değer mi? dedi, bir yalancının uğruna değer mi? Bir dünya yıkılır, yerine yepyeni bir dünya kurulur. Aklına her geldiğinde gülersin bu günkü haline. Dön git evine. Arama onu bir daha. Karşılaştığında bir yabancı gibi davran. Sen değil o kahrolsun. Unutma. Bir kadın terk edildiği için değil, neden ben terk etmedim diye ağlar. Koy ver yakasını. Biraz da o kahrolsun. İçimdeki sesi dinlemekten başka umarım yoktu. Sabahın ilk ışıkları belirmeye başlamıştı. Ağır adımlarla evime dönerken, onu bir daha düşünmemeye karar verdim.

Uyandığımda saat on altıydı. Kalkıp tıraş oldum. Buz gibi suyla yüzümü yıkayınca iyice açıldım. Evden çıkıp lokantaya doğru yollandığımda ayaklarım beni yine onun evine doğru sürüklüyordu. Ayaklarıma uymak zorundaydım. Evinin önüne geldiğimde pencereden sokağı seyrettiğini fark ettim. Beni görünce hemen içeriye çekilip pencereyi kapattı. Yaptığı hareketi görmezden gelip yoluma devam ettim. Oysa daha önceleri iki kelime konuşma umuduyla saatlerce evinin önünde dolanıp dururdum. Belki de beni başından def etmek için, her zamanki yerde bekle geliyorum derdi. Dediği yere gider saatlerce beklerdim ama gelmezdi. Arkama bakmadan yoluma devam ettim. Lokantada karnımı doyurduktan sonra yine aynı yoldan yürümemi sürdürdüm. Yine penceredeydi. Ondan tarafa bakmadan yürümeyi sürdürdüm. Pencere gürültüyle kapandı ama aldırmadım.

İçimdeki dürtü dayanılacak gibi değildi. Yürü, durmadan yürü. O yalancının evinin önünden defalarca geç. Geç ama ondan tarafa bakma diyordu. İçimdeki dürtüye uyarak defalarca evinin önünden geçtim. Belli ki kendisine neden bakmadığımı çok merak ediyordu. Sonunda dayanamayıp pencereden iyice sarkarak,

Bana bak, ikide bir böyle evimin önünden geçip durma. Sinir ediyorsun beni dedi. Gülerek baktım yüzüne ve sordum.

Neden geçmeyeyim? Yol babanın malı mı? İster geçerim, ister geçmem sana ne? Çok fena kızmıştı.

Bana bak bana. Dünyada bir tek erkek sen kalsan bile, asla sana dönüp bakmam. Hadi devam et yoluna. İkide bir geçip de kafamın tasını attırma. Ne diyordu bu be? Benim sevdiğim, uğruna ölmeyi bile düşündüğüm kız bu muydu? Yoksa başka biri miydi? Beni kör edip bastonum olacak olan bu muydu? İğrenerek baktım yüzüne.

Çok haklısın. Dünyada senin gibi bir kızın olması beni çok derinden yaraladı. Keşke hiç tanımasaydım seni. İnan ben de senin gibi düşünüyorum. Dünyada kadın olarak bir tek sen kalsan bile, asla dönüp de bakmam sana.

Terbiyesiz diyerek, büyük bir öfkeyle pencereyi kapattı.

Yaram ne kadar çabuk kabuk bağlamıştı. Sanki onunla o kayaların karanlıklarında sevişen ben değildim. Onsuz yaşanamaz zannetmiştim. Oysa yaşam şimdi onsuz, sanki daha güzel olmuştu. Evinin önünden geçmeyi sürdürsem de, giderek geçişlerim seyrekleşiyordu. Onun yüreğine pişmanlığın çöktüğünü hissediyordum ama aldırmıyordum. Varsın onun da yüreği benimkiden beter yansın.

***

Telefonum çaldı. O olabilir diye açmak istemedim. Telefonum ısrarla çalıyordu. Dayanamayıp açtım. Telefondaki ses onun sesi değildi.

Murat bey. Ben Gülşen. Siz beni tanımıyorsunuz ama ben sizi çok iyi tanıyorum. Geçen yıl tayinim nedeniyle buraya taşındık. Taşındığımızda Nalan ile olan aşkınız dillere destandı.  Benim gibi diğer kız arkadaşlarımda sizin Nalan ile yaşadığınız aşkı, kıskanarak izliyorduk. Doğrusu sizin gibi oldukça yakışıklı birinin Nalan’a aşık olmasını içimize sindiremiyorduk. Sizin çok daha güzel bir kıza layık olduğunuzu düşünüyorduk. Onunla bozuştuğunuzu öğrendiğimizde, hepimizin içinde umut doğdu. Bakalım içimizde en şanslı kim olacak diyorduk. Belki bir kızın bunları söylemesi hoş değil ama, ne yapayım içimden öyle geliyor. Sizinle daha ayrıntılı konuşmak istiyorum. Bir yerde buluşabilir miyiz? Ne diyeceğimi şaşırmıştım. İlk aklıma gelen ise bu da mı bana oyun oynamak istiyor oldu.

Ne zaman isterseniz, ben hazırım.

Bu gün olabilir mi?

Neden olmasın?

Peki nerede ve saat kaçta?

Yakamoz restorantta desem uzak olur mu?

Yo neden uzak olsun ki? Biraz yürümüş oluruz.

Orayı nedense çok seviyorum. Bu yüzden buluşmamız için aklıma orası geldi.

Tamam bana uyar. Yarım saate varmaz oradayım.

Beni tanıyor musunuz?

Evet çok iyi tanıyorum.

Öyleyse sorun yok. Yakamoz’da bekliyorum. Hemen yola çıktım. Yine de içimde bir kuşku vardı. Biri bana oyun mu oynuyordu. Neyse ki, yarım saat sonra saçımız ak mı, kara mı? belli olacaktı. Gazinoya vardığımda  gölge altında olan bir masaya oturdum. Heyecan, kuşku, karma karışık duyguların altında ezilir gibiydim. Sanki nefes almam bile zorlaşmıştı. Gazinonun içine giren bayan dikkatimi çekti. Harikulade güzel biriydi. İçimden o mu? diye geçirdim. Mutlaka o değildi. Bu kadar güzel biri niye arasındı ki. Böylesi elini sallasa ellisi, saçını sallasa tellisi pervane olurlardı etrafında. O da nesi o güzel kadın gülerek masama doğru geliyordu. Belli ki bu o idi. Hemen yerimden fırladım. Elini uzattı. Tokalaştık. Elini sandalyeye oturuncaya kadar bırakmadım. Karşılıklı oturduk. Sanki ikimizin de dili tutulmuştu. Konuşamıyorduk. Dudaklarından hiç eksik olmayan gülümsemesi daha da derinleşti.

Nasıl buldun beni. Seni hayal kırıklığına uğratmadım değil mi?

Hayal kırıklığı mı? Ne yalan söyleyeyim. Sizin kadar güzel biriyle karşılaşacağımı hiç ummamıştım.

Oh be. Çok rahatlattın beni.

Garsona gel diye işaret ettim.

Bak hanım efendi ne içiyor?

Benim değil, senin ne içeceğin önemli.

Bu sıcak yaz günlerinde soğuk bira iyi gidiyor.

Tamam ben de aynısından alayım. Hayatım boyunca hiç içmedim. Tadı nasıldır bilmem. Sarhoş olursam beni evime kadar götürürsün.

Keşke sarhoş olsan da seni evine değil, evime götürsem.

Bu ne hız böyle? Beni ilk defa görüyorsun. Kimim? Neyim? Mazim seni ilgilendirmiyor mu?

Bir söz vardır. Dışı güzel olanın içi daha güzeldir diye. Oysa sen güzeller güzelisin. Bu nedenle ne kim olduğun, ne de mazin beni ilgilendirmiyor. Şu gülüşün var ya. Güzelliğin gülüşünün yanında hiç kalır. Böyle bir gülümseme ancak kalbi, karakteri olabildiğince düzgün olan birinde olabilir.

Dilerim sözlerinde samimisindir.

Dilemenize gerek yok. Olabildiğince samimiyim. Kişi kişiliğiyle değer kazanır. Onun bunun söyledikleri ile değil.

Haklısın dedi. Garson biralarla birlikte getirdiği peynir ve çerezleri masanın üzerine koydu.

Başka bir emriniz var mı? efendim.

Teşekkür ederim. Gerektiğinde sesleniriz.

Emriniz olur efendim.

Biramızı yudumlarken, gözlerimiz sanki birbirine kenetlendi. Konuşmaktansa birbirimize bakmayı yeğliyorduk. Biramız bittiğinde garsona iki bira diye işaret ettim.

Ne yapıyorsun? Ben sarhoş oldum bile. Eğer başımın dönmesi sarhoşluğun etkisiyse, iyice sarhoş oldum demektir.

Fazla sürmez başının dönmesi. Vaktimiz bol. Akşamın serinliğinde ve denizin bu tatlı esintisinde, içtikçe içesi gelir insanın. Gerçi ben de içki konusunda çok cahilim. Ayda yılda bir bira içtiğim olur. Gerisini bilmem.

İyi de, ben ilk defa içiyorum. Sarhoşluğun etkisiyle bir çılgınlık yapmaktan çekiniyorum.

Ne çılgınlığı?

Ne bileyim ben. Bazı sarhoşların nara ata ata gittiklerini görüyorum da.

Çekindiğin şeye bak. Onların yaptığı göstermelik. İçki içtiğini herkes öğrensin diye yaparlar o numarayı. Üstelik onların içtiği, bira gibi hafif içki değil.

Sana güveniyorum. Nasıl olsa sarhoş oldum diye beni yolda bırakmazsın.

Seni ben yaşadığım sürece bırakmayacağım. Beni senden ancak ölüm ayırır.

Söyle, söyle. Yalan bile olsa hoşuma gidiyor.

Yalan olmadığını yaşadığımız sürece göreceksin.

………

Biralarımızı bitirince garsona hesap diye işaret ettim. Hesabı ödedikten sonra kalktık. Gerçekten sarhoş olmuş bir hali vardı. Hemen yanına gidip koluna girdim. Başını omzuma yasladı. Ağır adımlarla gazinoyu terk ettik. Yol boyunca sordu. “Beni nasıl buldun. İçki içtim diye beni kötü kız olarak bellemedin değil mi? Gerçekten ömür boyu beraber olacak mıyız?

Evet sevgilim. Ömür boyu beraber olacağız.

Bak bu söylediğini unutma. Bana sevgilim dedin.

Elbet de sevgilimsin. Ömür boyu da sevgilim kalacaksın.

Dediklerinin doğru olmasını nasıl da içtenlikle diliyorum, bilemezsin.

Sen hiç yıldırım aşkı diye bir şey duydun mu?

Duymak mı? Oldum bile.

Ne zaman?

Seni ilk gördüğüm gün.

Hay Allah. Ben de başka birine sanmıştım da ödüm kopmuştu. Neyse, ben de bu gün yıldırım aşkıyla sana vuruldum. Yarını iple çekeceğim.

Neden?

Nikah işlemlerini başlatmak için.

Ciddi misin?

Hem de olabildiğince.

Hakkımda hiçbir şey sormadan, öğrenmeden mi?

Evet öyle.

Beni evine götürür müsün?

Az sonra nereye gittiğimizi göreceksin.

Evin uzakta mı?

İşte bak tam karşında. Kapıyı anahtarıyla açıp girdik. Evin içindeki eşyaları görünce şaşkınlıkla, bu ev gerçekten senin mi? dedi.

Evet benim dedim.

Oh be evinde hiç eksiğin yok muş.

Bir eksiği vardı ama o da tamamlandı.

Neymiş o?

Sendin sevgilim diyerek beline sarıldım. Dudaklarından uzun uzun öptüm.

Sabah ilk işim avukatıma gitmek oldu. Önümüzdeki pazartesi nikahımız kıyılacak. Hem de aşkımız gibi, yıldırım nikahı olacak.

Özcan Nevres

 

(Bugün 1, toplamda 168 kez ziyaret edildi.)