YARIM KALAN DÜĞÜN

YARIM KALAN DÜĞÜN

Nalan köyünün en güzel kızıydı. Hanımefendiliği ve hamaratlığıyla da evlenecek çağda oğulları olan annelerin dikkatini çekiyordu. Nalan’ın çok isteyeni oldu. Annesi ve babası kısmet olursa olur diyorlardı.Nalan’sa isteyenleri kesin bir dille reddediyordu. Zira onun gönlünde, köyünün en yakışıklı delikanlısı, Ahmet yatıyordu. Ahmet vatani görevini yapıyordu. Terhis olur olmaz Nalan’ı istetecekti.

Köylerinde Kenan adlı bir delikanlı vardı. İçer içer önüne gelenle kavga ederdi. Yediği onca dayaklara rağmen bir türlü uslanmak bilmiyordu. Oda Nalan’ı istetti. Reddedilince çılgına döndü. Ben onu kimseye yar etmem diye yemin üstüne yemin ediyordu. Birkaç kez zorla kaçırmayı denedi. Nalan’ın iyi direnmesi sonucu başaramadı. Nalan ise,

Ölürüm de onunla evlenmem diyordu.

Ahmet terhis olduğunda ilk işi Nalan’ı istetmek oldu. Kızlarının Ahmet’e meyli olduğunu bilen aile bu isteğe peki dedi. Bu söz kesme Kenan’ı deli etmişti. İçip içip kahvehanelerde masaları yumrukluyor, Nalan’ı Ahmet’e yar etmeyeceğini bas bas bağırarak söylüyordu. Ahmet’e de sataştığı olurdu. Her defasında Ahmet’ten feci şekilde dayak yerdi.

Önce görkemli bir nişan yapıldı. Lokmalar döküldü, helvalar karıldı. Uzak yakın demeden tüm köyün insanlarına dağıtıldı. Kına gecesinde köylüler kadınlı erkekli doyasıya eğlendiler. Nişan törenin büyüklüğü günlerce dedikodulara neden oldu. İki tarafta nişanlılığın uzamasına taraftar değillerdi. Hemen düğün hazırlıklarına başladılar. Kenan’sa bu olan biten karşısında kahroluyor, içip içip intikam yeminleri ediyordu.

Gelinlik ve diğer eşyaları almak üzere iki aile topluca İzmir’e gittiler. Gelinliğin en güzelini, damatlığın ve ev eşyalarının en kalitelilerini aldılar. Nalan da Ahmet te sevinçten uçuyorlardı. Bir ara adet olmadığı halde Nalan Ahmet’in koluna girdi. Ahmet’in elini tutarak,

Çok mutluyum ama, çok ta korkuyorum. O Kenan denilen serseri sana kötülük yapacak diye. Ahmet,

Korkma sevgilim o serseri bana bir şey yapamaz. Bana her sataşışında ağzının payını almıştı.

Yine de korkuyorum. Sen tedbiri elden bırakma. Ne olur ne olmaz. Nalan’ın gözlerinden yaşlar akıyordu. İçinden bir ses bu mutluluğunun sonunun iyi olmayacağını söylüyordu. Göz yaşlarını nişanlısı görmesin diye yüzünü dükkanların vitrinine çevirdi.

Düğün hazırlıkları tamamlandıktan sonra okuntular ( davetiye ) hazırlanıp dağıtıldı. Düğün üç gün üç gece sürecekti. Bir ekip kız evinde, bir ekip damat evinde, bir ekipte köy meydanında çalmaya koyuldular. O gece herkes doyasıya eğlendi. Kenan’ı anımsayan bile olmadı. Ertesi gün de düğün tüm ihtişamıyla devam etti. Sıra üçüncü, son güne gelmişti. Davulcular ve zurnacıların tümü meydanda çalmaya başladılar. Sıra kuşak törenine gelmişti. Davulcular var güçleriyle davullarını tokmaklıyorlar, zurnacılar tüm nefesleri ile zurnalarını üflüyorlardı. Ortalığı sağır edici bir gürültüye boğmuşlardı.

Birden bu olağan üstü gürültüyü bastıran, köylülerin çok iyi tanıdıkları grav, grav, grav sesleriyle kendilerini yere attılar. Grav sesleri kesildiğinde her şey bitmişti. Damat ve babası göğüslerinden, gelin de kafasından  yedikleri kurşunlar yüzünden yerde cansız yatıyorlardı. Yaralananlar ise yandım Allah, can kurtaran yok mu diye feryat ediyorlardı.

Özcan NEVRES

 

 

(Bugün 1, toplamda 68 kez ziyaret edildi.)