Zaman Her Şeyi Siliyor

Zaman Her Şeyi Siliyor
Zaman, zaman geçmişte yaşadıklarımı düşünüyorum. Bazı anılar o kadar silik ki? O anda keşke anılarımı yazmamış olmam yüzünden çok pişmanlık duyuyorum. Yaşamımın geçmişine en fazla beş yaşına kadar gidebiliyorum. Haliyle o yaşta henüz okuryazar olmadığım için anılarımı yazmaktan söz edilemez. Öyle anılar var ki adeta beynime kazınmış gibi taptaze duruyor. Henüz beş yaşındaydım. Babam ata bindikten sonra beni kucağına alarak koyun sürümüzün yazlık merası olan İnçe Şükrü’nün merasına götürmüştü. Göl kenarında koyun sürüsünü izlerken sürünün göle girdiğini gördüğümde koyunlar suda boğulacaklar diye imdat, imdat diye çığlık atmaya başladım. Babam koşarak geldi. Ne oldu? Neden bağırıyorsun diye sorduğunda koyunlarımız göle girdiler, boğulacaklar dedim. Babam kıçıma ömür boyu unutamadığım okkalı bir tokat patlattı. Ben de senin göle düştüğünü zannettim de koşarak geldim. Koyunların suda boğuldukları nerede görülmüş dedi? O olaydan sonra babam bir daha beni koyun sürümüzün yanına götürmedi.
Kayıkbaşı mevkiindeki bağımızdan Ormanbağları mevkiindeki bahçemize giderken Tabak Ali Beyin merasından geçerdik. Tabak Ali Beyin en sevdiği meyve dutmuş. Bu nedenle yaklaşık beş dönümlük bir arazide çeşit, çeşit dut ağaçları yetiştirmiş. Atımızdan inmeden ağaçların altına gider, tadı en güzel olan dutlardan bolca yerdik. Tabak Ali Beyin çiftliği Ege Üniversitesi için istimlâk edildiğinden dut ağaçları halen korunuyor mu bilmiyorum? Dut ağacı çok uzun ömürlü ve çok dayanıklı bir ağaçtır. Eğer kesilmedilerse o alanda halen dut ağacı var demektir. Günümüzde en çok dut ağacı Menemen’in Emirâlem mahallesinde vardır. Birçok Emirâlemli dut meyvesi sayesinde zengin olmuşladır.
Her hıdrellez babamın eniştesinin merasına giderdik. Değirmen deresinin kenarına kilimler serilir, yakılan koca bir ateşin üzerinde eniştemizin kestirdiği kuzu çevrilirdi. Balık yemek istediğimizde ise derenin suyunu ekin tarlasına çevirirdik. Büyük balıklar ekin saplarının arasında takılıp kalırlardı. Bize de ekin tarlasının içine girip balıkları toplamak kalırdı. Kuzu ve balık ziyafeti bittikten sonra Gediz’in kenarındaki söğüt ağaçlarının koyu gölgelerine yerleşirdik.
Her Pazar bisikletimle Emirâlem’deki regülâtöre giderdim. En büyük tutkum ana kanalın kenarındaki beton zeminde bisiklet sürmekti. Bisikletli biri benim yaptığımı yapmak istediğinde sakın yapma dedim ama aldırmadı. Kanalın dik yamacına girer girmez ana kanalın içine düştü. Kanalın tabanı balçık olduğundan tek başına çıkma şansı yoktu. Üstelik kurtulmak için debelendikçe daha da batıyordu. Biri ona sakın kıpırdama, ben şimdi seni oradan çıkaracağım dedi. Adam bir ağaçtan uzun bir dal keserek çocuğa uzattı. İki elinle sıkı, sıkı tut dedi. Çocuk tutunca asılıp bataklıktan çıkararak kurtulmasını sağladı. O olay bana da ders olmuştu. O tehlikeli oyunu bir daha oynamadım. Öğlen yemeği için babamın eski koyun sürüsü ortağı Süleyman Kâhyanın evine giderdim. O yıllarda evlerin kapılarında kilit olmazdı. Evde olmadıklarını belirtmek için kapının iki halkası ip ile bağlanırdı. Rabia teyzem her Pazar yemem için tarhana pişirip tel dolaba koyardı. Rabia teyzemizin tarhanası nefis olurdu. Koca kâse tarhananın tamamını yerdim.
Delikanlılığımda yine Emirâlem’e çok giderdim. O yıllarda kasap dükkânlarında mutlaka bir mangal yanardı. Kasabın beğendiğim yerden kestiği eti yanan mangalda pişirip yerdim. O yıllarda etler daha lezzetli miydi? Yoksa benim tat alma duygum mu zayıfladı bilemiyorum. Zira artık etlerde o yılların lezzetini bulamıyorum. Tavşan çiftliğim varken yediğim tavşan etlerindeki lezzeti bile arıyorum.
Yıl bin dokuz yüz kırk üç ve bir yaz günü idi. Menemen çok heyecan verici bir haber ile çalkalanıyordu. Almanlara ait uçan kale dedikleri bir savaş uçağı Yanık köy ovasına zorunlu iniş yapmış. Atı, eşeği, arabası olanlar yola koyulmuşlar. Akın, akın olay yerine gidiyorlardı. Babam atımızı arabaya koşup bizi de uçan kaleyi görmeye götürdü. Bir subay beni kucaklayıp uçağın içine aldı. Bana bombaların nereye konulduğunu ve nereden atıldığını gösterdi. O yıllarda uçağın alt tarafındaki kapak açılıp bombalar o delikten aşağı el ile atılıyormuş. Olayın tanığı olan bir köylü işini gücünü bırakıp her gelene uçağın inişini anlatıyordu. Pilot uçaktan inince köylüye burası neresi diye sormuş. Doğal olarak tarzanca sormuş. Köylü Türk, Türk deyince pilot yer uzanıp toprağı öpmüş.
O yıllarda koskoca Menemen’de saysanız on radyo çıkmazdı. Bu nedenle komşumuz haberlerde radyosunun sesini sonuna kadar açar ve komşularının haberleri dinlemesini sağlardı. Haberlerde en çok duyduğum konu ise, dikkat, dikkat Alman bombardıman uçakları şu yerleri bombaladı haberleriydi. Alman bombardımanları sınırlarımız çok yaklaştığında tüm sahillere yakın olan yerlerde geceleri karartma yapılırdı. Her hangi bir pencereden çok az bir ışık sızsa bile gece bekçileri kapıyı kırarcasına çalarak ışığı örtün uyarısı yaparlardı. O savaş yıllarında yaşanan kıtlık ise aklılardan hiçbir zaman silinmeyecektir.
Özcan Nevres

(Bugün 1, toplamda 63 kez ziyaret edildi.)