ZORAKİ EVLİLİK

ZORAKİ EVLİLİK

 

Hatice on altısına yeni girmişti. Ufak tefek olmasına rağmen pürüzsüz cildi ve yeşil gözleriyle komşu gençlerin evlilik hayallerini süslemeye başlamıştı. O nun gözleri ise sadece bir kişideydi. Yazlık evlerinin iki yüz metre uzağındaki komşularının askerden yeni dönmüş olan oğlu Cemil’deydi.

Her gün ineklerini götürüp Cemil’lerin arazilerinin hududunu oluşturan karasuluk hendeklerinden birine bağlardı. Uygun bir yere oturur sürekli Cemil’in evini gözlerdi.

Cemil kahvaltıdan sonra sabah serinliğinde incir yemenin tadı bir başka olur diye düşündü. Doğrusu uzun zamandan beri ağacından kopararak incir yememişti. Kalkıp incir ağaçlarının bulunduğu yere doğru ilerlemeye başladı. Hatice Cemil’in kendisine doğru geldiğini görünce yüreği ağzından fırlayacakmış gibi oldu. Ayağa kalkıp üstüne başına çeki düzen verdi. Elleriyle saçlarını düzeltti. Umutla beklemeye başladı.

Cemil incir ağaçlarının altına doğru ilerledi. Belli ki Hatice’nin varlığından bile haberi yoktu. Boyunun yetiştiği yerlerdeki incirlerden bol bol yediği halde kanıksamadı. Sabah serinliğinde doğrusu incir yemenin tadına doyum olmuyor diye mırıldanarak ağaçlardan birinin üstüne tırmandı. Hatice ne yapsam da beni farkına varsa diye çareler arıyordu. Aklına bir kurnazlık geldi. İneklerden birini çözüp gizlice incir ağaçlarının bulunduğu yere sürdü. İneklerin yere dökülen incirleri çok sevdiklerini biliyordu. İneğinin doğruca incir ağaçlarının altına gideceğinden hiç kuşkusu yoktu. İnek rolünü tam Hatice’nin istediği gibi oynuyordu. Doğru incir ağaçlarının altına yöneldi. İnek ağaçların altındaki incirleri şapırdata şapırdata yemeye başladığında hemen incir ağaçlarına doğru koşmaya başladı. Bas bas bağırıyordu

Muzur hayvan, şimdi ben sana göstereceğim zarara girmenin ne demek olduğunu. Hemen çilbirinden yakaladı hayvanı. İpin ucunu ikiye katlayarak kırbaç gibi kullanarak ineğe vurmaya başladı. İnek yakaladığı fırsatı iyi değerlendirmek istiyordu. İp darbelerine aldırmadan yerdeki incirleri diliyle toplayıp yutuyordu. Aslında Hatice’nin de istediği buydu. Olabildiğince oradan geç ayrılmak.

Cemil komşu kızının, ineği ağaçların altından bir türlü uzaklaştırmayı başaramadığını görünce, aşağı inip bu küçük komşu kızına yardım etmeye karar verdi.Hemen ipi kızın elinden alarak

Hadi bakalım ben onu çekerken sen de arkadan hayla. Sen bu koca canavarla baş edebilir misin. Deminden beri beni niye yardıma çağırmadın

Bilmem ki, hiç böyle yapmazdı bu gavurun malı. Götürüp ineği beraberce diğer ineklerin yanında uygun bir yere bağladılar. Cemil ayrılmadan önce merakla sordu

Sen kimlerdensin, kimin kızısın

Ben aha şuradaki evin kızıyım, Kerem ağa derler benim babama

Hergün inekleri getiriyor musun buraya

Heya, hergün getiriyorum

Darda kalırsan beni yine çağır.

Heya çağırırım.

***

Cemil sabah kahvaltısından sonra karşı hendekleri taradı gözleriyle. İçinden bizim inekçi kız geldi mi acaba diye geçirdi. Görünürlerde kimsecikler yoktu. Gidip baksam mı acaba diye düşündü. İncir ağaçlarına doğru yöneldi. Alçak dallardaki olgun incirleri toplayıp yemeye başladı. Karşıdaki hendekte bir dalgalanma oldu. Yönünü o tarafa çevirdi. Olgun incirleri soyup ağzına atarken, gözleri o hareket halindeki ağaççıklara takıldı kaldı.

Hatice ineklerin hepsini sağlam dallara bağladıktan sonra, hendeğin incir ağaçlarına doğru alan tarafına geçip oturdu. Yanından eksik etmediği yün torbasını açıp içinden çıkardığı iğle yün eğirmeye başladı. Acaba benimki geldi mi diye incir ağaçlarının altına doğru baktı.

Tamam dedi benimki orada. Ne yapsam da geldiğimi fark ettirsem ona diye düşündü. Tam o sırada Cemil’in ağaçların altından çıkıp kendisine doğru baktığını gördü. Cemil

Komşu kızı ne duruyorsun orada, hadi gel de beraber incir yiyelim. Hemen iği torbasına koydu. Torbayı boynundan çıkarıp hendeğin üzerine bıraktı. Sevinçle incir ağaçlarına doğru yürüdü.

Hadi bakalım ağaca çıkalım. Bakalım kim daha çok incir toplayacak. Bir kedi çevikliğiyle tırmandı ağaca. Cemil komşu kızının kıvrak hareketlerle, adeta dans edercesine ağaca çıkışını hayranlıkla izledi. Kendisi de hızla ağaca tırmanıp kızın yakınlarında durdu. İri bir inciri koparıp kıza uzattı

Bak bu incir ne kadar iri ve güzel, tabanından bal akmış. Hatice gülerek kaptı inciri elinden. Cemil kızın bu tavrından cesaret alarak sordu.

Senin sözlün veya nışanlın var mı.

Yoook, neden soruyorsun

Hiiiç benim de ne sözlüm var, ne de nışanlım. Askerliğimi de btirdim. Ailem de ille de evlen diye tutturdu.

Sende evlen

Bu zamanda evlenecek kız bulmak kolay mı.

Ohooo sen ayakta uyuyorsun galiba, her tarafta evlenecek kız dolu. Beğen beğen al.

Her kızla hemen öyle kolayca evlenilir mi, önce anlaşmak gerekir.

Sende anlaş öyleyse

Peki seni istetsem ailenden, bana varmaya peki der misin.

Belli olmaz, belki de derim. Cemil avucuna doldurduğu iki iri inciri kıza vermek için iyice yaklaştı. Kız incirleri alır almaz, kolundan sımsıkı yakaladı uzanarak dudaklarını Hatice’nin dudaklarına değdirdi. İkiside neredeyse ağaçtan düşeceklerdi. Cemil yer değiştirerek Hatice’nin üzerinde durduğu dala geçti. Bir eliyle dalı tutarken, diğer eliyle Hatice’nin beline sarıldı. Uzun süre dudaklar birbirine kenetli kaldı. Ağaçtan aşağı indiler. İkiside heyecandan titriyorlardı. Hendeğe doğru yöneldiler. Ağaç dallarından oluşmuş bir tünel buldular. Tünelin içine girip uzandılar. Ne akrep, ne de yılan korkusu akıllarına bile gelmedi. Delicesine sevişmeye başladılar. Cemil şalvarını çekip çıkardı Hatice’nin ayağından. Eli kızın kilotuna gittiğinde kız itiraz edecek oldu.

Nasıl olsa evleneceğiz, bırak ta bu işi burada bitirelim. Ses çıkarmadı Hatice. Cemil abandı kızın üzerine. Zevk seslerine hafif bir çığlık karıştı. Hatice Cemil’in kadınıydı artık

 

***

İlişkileri aylardır sürüyordu ama, henüz Cemil’in ailesi Hatice’yi istemeye gelmemişlerdi. Bunu her anımsattığında

Acele etme sevgilim, eninde sonunda gelecekler istemeye. Nedense annemi bir türlü ikna edemiyoruz. Hatice boynunu büküp

Ne yapalım, çaresiz bekliyeceğiz de bu büyüyen karnımı ne yapacağız.

Yengesi Hatice’yi kolluyordu. İnekleri bağlama işi bitince yanına çağırdı

Gel kız bakayım buraya, nedir bu senin karnının hali. Adınız bütün ovada dillendi. Neredeyse babasız çocuk doğuracaksın.

Ne yapayım be yenge, bende sıkıştırıyorum Cemil’i, ne yapsın zavallı, bir türlü annesini ikna edemiyor.

Tabi ikna edemez, onun keyfi yerinde. Akşam sabah hendek içlerinde hevesini alıyor senden. Ne yapsın seni istetmeyi. Yarın çocuğunu doğurursan, ya bu çocuk benden değil derse ne yapacaksın. Ailenin yüzüne nasıl bakacaksın.

Ne yapabilirim be yenge. Yapabileceğim ne varsa söyle yapayım.

Hemen şimdi eve git. Kendine bir bohça hazırla. Al bohçanı doğru Cemil’in evine. Ya bu işi hemen temizlersiniz, ya da ben jandarmaya gideceğim de. Hadi sen evine git, biz seni gelip isteyeceğiz derlerse sakın kanma. Ben bu saatten sonra ya burada kalırım, ya da jandarmaya giderim, bunun başka çözümü yok diye dayatırsın. Gerekirse dayın seni alır götürür jandarmaya.

Hatice hemen eve gidip annesinin evde olmamasından yararlanarak bohçasını hazırladı. Bohçasını sırtına vurduğu gibi doğruca Cemil’in evine gitti. Cemil’in annesi avluda karşıladı kendisini,

Ne arıyorsun kız burada. Bu sırtındaki de ne böyle.

Ne olacak, yaptıklarınız tak ettirdi yüreğime. Bohçamı aldım geldim. Bu işin dönüşü kalmadı artık. Ya beni gelin edeceksiniz, yada doğruca jandarmaya gideceğim.

Sen şimdi dön evine. Cemil ile babası gelsinler, gerekeni yaparız.

Hayır şurdan şuraya bir adım bile atmam. Ne olacaksa olacak, bu iş bu gün bitirilecek. Ne istiyorsunuz siz? Çocuğumu babasız doğurmamı mı.

Bize mi sordun oğlumun altına yatarken

Gırtlağını mı sıktım ben senin oğlunun altına yatarken. O istedi, onun istediği oldu. Sebebi ne ki böyle kıvırtıyorsunuz şimdi. Ya bugün namusumu temizlersiniz, yada jandarma temizletir benim namusumu.

Belliki sen oğluma sahiplenmeyi iyice aklına koymuşsun. Gir içeri otur. Hele bir gelsinler, hep beraber görüşürüz.

Akşam alaca karanlığa yakın döndüler baba oğul. Evde Hatice’yi görünce şaşırdılar. Cemil

Hayrola bu saatte ne arıyorsun burada.

Namusumu temizletmeye geldim. Bıktım artık be bugün, yarın, bugün yarın. Bıçak kemiğe dayandı. El yüzüne bakamaz oldum.

Hadi sen evine git, biz bu gece gelip isteyeceğiz seni

Şurdan şuraya bir adım atmam. Ne olacaksa şimdi olacak

Kalk git diyorum sana, fena yaparım seni

Gitmiyorum, elinden geleni ardına koyma. Babası dışarıdan seslendi

Cemil gel bakayım buraya. Niye kovuyorsun kızı. İşi bu duruma sen getirmedin mi?

……………..

Ne susuyorsun oğlum konuşsana. Bu kız yalan söylemiyor herhalde.

Söyledikleri doğru baba.

Hadi sen atı arabaya koş. Gidin kasabadaki evimize. Yarın ben de gelirim, nikah başvurusunu yaparız. Burada kalırsanız kız ailesi ile aramızda hır çıkabilir. Hadi kızım sen de kocanın yanına. Sakın kavga etmeyin. Kötü başlangıçların sonu hayırlı olur derler. Sizinki de hayırlı olur inşallah.

Ertesi günü erkenden kalkıp kasabaya gitti. Emekli memur olduğu için resmi dairelerde iş takip etmesini iyi biliyordu. Nikah işlemlerinin tümünü yaptırdıktan sonra nikah için gün aldı. İki aile arasındaki sade bir törenle kıyılan nikahtan sonra kız ve oğlanın beraberlikleri resmileşti.

***

Çok zor bir evlilik oldu onun evliliği. Cemil’in annesi hiçbir zaman gelinim demedi ona. Peş peşe gelen iki doğum bile etkilimedi kaynanasını. Hamileliği sırasında bile en zor işlere koştu onu. Yakınları hep sabır öneriyorlardı.

Önce kayınpederi, sonra da kayınvalidesi öldü. Tam mutluluğu yakalamıştı, beklenmeyen bir ölümle kocasını da kaybetti. Kış soğuğunda az çamaşır yıkatmamıştı kaynanası. Böbreklerinden ağır rahatsızlıklar yaşadı. Alışmıştı yarım böbrekle yaşamaya. Oğlunun evlilikteki mutsuzluğuna ağladı için için. En büyük acıyı oğlu yüzünden yaşıyordu. Oğlu hastaydı. Hemofili denilen onulmaz bir hastalıktı oğlunun hastalığı. Oğlu otuzuna girmeden veda etti yaşamına.

O yaşıyordu. Acılarla iç içe. Nasıl dayandım ben bunca çektiklerime. Baş sağlığı dilemeye gelenlere

Allah oğlumun yerine benim canımı alsaydı ya diyordu.

 

Özcan NEVRES

 

 

 

 

 

 

(Bugün 1, toplamda 292 kez ziyaret edildi.)