GİRİTLİ NEVRES CAFER AĞA Giritliler genelde çok kavgacı ve atak olurlar. Nevres Cafer ağa da on iki yıl cepheden cepheye sürülmesine ve çektiği onca çileye rağmen savaşa doymamış bir adamdı. Girit’in Yunanlılığı her zaman tartışılması gerekir. Zira Girit adasının yerli halkının kökeni MİNOS tur. Dor istilasından sonra o adada ne MYKENOS kaldı, ne de MİNOS. …
Kategori arşivleriÖykülerim
GEÇİP GİDEN YILLAR
GEÇİP GİDEN YILLAR Yıllar nasıl da geçip gidiyor? Hiç anlamadan. Sanki daha dün çocuktuk. Beş gün önce atmış altı yaşındaydım. Dört günden beri ise atmış yedi yaşındayım. İnanasım gelmiyor. Gerçekten koskoca atmış altı yıl mı geride bıraktığım? Çocukluğumu anımsadım. Ne güzel bir dönemdi o çocukluk yıllarım. Her yaz ovaya göç ederdik. Yollarda at arabasından gayrı …
GEÇ GELEN MUTLULUK
GEÇ GELEN MUTLULUK Henüz sekiz yaşında güzeller güzeli bir kızdı. Babası deliydi. Bu yüzden üzerindeki giysiler, onun bunun verdiği eski püslü şeylerdi. Esnafın çoğu bu sevimli kıza gönlünden ne koparsa, para, yiyecek ve bazen de solmuş, elde kalmış giysiler verirlerdi. Çarşının en merkezi yerinde iki testici dükkanı vardı. Dükkan sahiplerinden birinin adı Selim’di. Kavgacı biri …
FODULAKİ MUSTAFA EFE
MUSTAFA EFE Ufak tefek ve oldukça zayıf bir adamdı. Görünüşüne bakıldığında , hakkında anlatılanlara inanası gelmiyordu insanın. O bir çete başıydı. Baş kızanıysa kardeşi İbrahim efe. O ağabeyinden çok daha iri, güçlü kuvvetli görünüme sahip bir adamdı. . Akrabalarından, çobanlık yapan Hüseyin, yerli Rumlar tarafından feci şekilde, onlarca bıçak darbesiyle öldürülünce, intikam amacıyla korkunç bir …
LUNAY VE HÜZÜN
DOLUNAY VE HÜZÜN Dolunay gök yüzünde pırıl pırıl. Yer yüzüne boca ettiği gümüşi ışıklarını engelleyecek ne bir bulut, ne de sis var. Dolunay bazen coşturur, bazen de hüzün verir insana. Ova bir başka güzel bu gece. Bazı yerler koyu kahve rengine bürünmüş, bazı yerleri ise olabildiğince aydınlık. Yer yer su birikintileri, mücevher gibi parlıyor. Bardağındaki …
DİLİNİN BELASI
DİLİNİN BELASI Koy Enstitüsünden sağlık memuru olarak mezun olduktan sonra atandığı köyde hemen göreve başladı. Koylülerin buldukları bir eve yerleşti. Koyun geniş bir bahçesi vardı. Bahçe ola bildiğince bakımsızdı. Bahçe içindeki kuyunun suyu oldukça yakındı. Kuyudaki tulumba bakim görmediğinden köselesi kurumuş ve klapeside is görmeyecek kadar eskimiş olduğundan kuyudan su çekemiyordu. Koy Enstitüleri çok yönlü …
DİLİNİN BELASI
DİLİNİN BELASI Koy Enstitüsünden sağlık memuru olarak mezun olduktan sonra atandığı köyde hemen göreve başladı. Koylülerin buldukları bir eve yerleşti. Koyun geniş bir bahçesi vardı. Bahçe ola bildiğince bakımsızdı. Bahçe içindeki kuyunun suyu oldukça yakındı. Kuyudaki tulumba bakim görmediğinden köselesi kurumuş ve klapeside is görmeyecek kadar eskimiş olduğundan kuyudan su çekemiyordu. Koy Enstitüleri çok yönlü …
DELİ METİN
DELİ METİN Sürekli oturduğum kahvehanede görürdüm onu. Şişmanca, tombul yanaklı, kırmızı yüzlü, otuz beş kırk yaşlarında biriydi. Arkadaşlarla blüm oynarken, oyunu seyretmek için yanıma oturdu. Çay içmeyi sevmediğimden, çayımı başka masalarda oturan tanıdıklarıma gönderirdim. Gelecek çayı savmak için tanıdık aramama gerek kalmamıştı. Gelen çaylardan birinin ona verilmesini işaret ettim. Teşekkür ederek çayı aldı. Bir süre …
DELİ AHMET
DELİ AHMET Bahçeme marul kesmeye gideceğiz. Marulları alacak olan manav, Dur yahu, şu deli Ahmet’i alalım da bize yardım etsin. Deli Ahmet’i zaman, zaman çarşıda görürdüm ama, ne kim olduğunu ne de ne iş yaptığını bilmezdim. Manavın seslenmesi üzerine yanımıza geldi. Manav Hadi bin arabaya, marul kesmeye gidiyoruz. Hemen arabaya binmek için davrandı. Arabam …
DELİ AZİZ
DELİ AZİZ Ufak tefek ve oldukça zayıf bir adamdı. Dükkânımın önünüde durmuş dikkatle bakıyordu bana. Giysilerinin perişanlığından muhtaç biri olduğu anlaşılıyordu. Ne istediğini sorduğumda sadece omuzlarını silkti. Dönüp karşı duvara gitti. Sırtını duvara dayayarak çömeldi. Çırağıma al şu bir lirayı da git şu adama ver dedim. Çırağım Yok usta o kimseden para almaz. Ona …
KARISINDAN ÇOK ÇEKMİŞTİ
KARISINDAN ÇOK ÇEKMİŞTİ Az önce eşiyle, yine kapışmışlardı. Her zamanki kavgaları gibi olmaması gereken nedenlerden çıkmıştı. Eşi iri yarı olmasının sağladığı avantajı çok iyi kullanıyordu. Doksan kiloluk bu azman kadına kırk kiloluk bedeniyle direnemiyordu. Her kavgada yenilip kıyasıya dayak yiyen taraf hep kendisi oluyordu. Komşularından bazıları, Erkek adam karısından dayak yer mi diye takıldıklarında, Karım …
ÇOBAN KIZIN AŞKI
ÇOBAN KIZININ AŞKI Emine henüz onaltı yaşlarında, sıradan bir kızdı. Üst baş perişanlığından başka ilgi çekecek hiçbir özelliği yoktu. Çoban bir babanın çoban kızıydı. Her gün sabahın erken saatlerinde küçük sürüsünü alır, akşamın geç saatlerine kadar, ova yollarının kenarlarındaki hendeklerde, boş bırakılmış tarlalarda otlatırdı koyunlarını. Koyunlar uysal ve ağır kanlı hayvanlar olduklarından, keçi sürülerinden daha …
ÇILDIRTAN AŞK
ÇILDIRTAN AŞK Muzaffer on dokuz yaşını doldurduğunda iri yarı ve oldukça yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Baba mesleği olan marangozluğu seçmişti meslek olarak kendine. Babası atölyedeki tüm işleri ona bırakmıştı. Hele bir askere git gel, seni bir evlendireyim. Atölyeyi sana devredeyim. Benim emeklilik zamanım geldi artık diyordu. Bir komşu düğününde ablasıyla dans ederken, kız kıza …
CANİ SEVGİLİLER
CANİ SEVGİLİLER Gülten’le Recep henüz onaltı yaşındaydılar. Uzaktan da akraba olurlardı biribirlerine. Köy evinin geniş bahçesindeki köylü düğününü beraberce seyrediyorlardı. Köylülerin ağızdan ağıza gezdirdikleri şarap testilerini ilgiyle izliyorlardı. Kimileri öylesine sarhoş olmuşlar ki, testiyi ağızlarına denk getiremeyerek üstlerine döküyorlardı. Aralarında sızıp arkadaşlarının omuzlarında uyuyanlar vardı. Kimisi yalpalaya yalpalaya, elleri yarı havada akıllarınca davulun temposunda oyun …
BİR TURİZM ÖYKÜSÜ
Bir Turizm Öyküsü Delikanlı köyün kahvehanesine girdiğinde, kahvehanede oturanların gözleri ona çevrilmişti. Delikanlı meraklı bakışlara aldırmadan boş masalardan birine oturdu. Masalardan birindeki yaşlı adam delikanlıya seslendi. De baken ülen Faruk, imtihan nasıl geçti? Eyi havadisler va mı len? Delikanlı saygılı bir şekilde, Daha belli değil be Mustafa amca. Sonuçları önümüzdeki ay bildirecekler. Ülen gappe dinliler, …
BİR SOKAKKÖPEĞİNİN ANLATTIKLARI
BİR SOKAK KÖPEĞİNİN ANLATTIKLAR Ben, benim gibi bir sokak köpeğinin, çöplükte doğurduğu yedi kardeşten biriyim. İlk doğan ben olduğum için diğer kardeşlerden biraz daha iriydim. Annem hastalanıp sütü azaldığında, ben daha çok süt emmeyi başardım. Kardeşlerim yeterli doyamadıklarından birer birer öldüler. Tek başıma kalmıştım ama, annemin hastalığı nedeniyle azalan sütü beni doyurmuyordu. Ölümle yaşam …
BİLİM NEREYE GİDİYOR
BİLİM NEREYE GİDİYOR Şüphesiz bilim adamlari 1700 yillarda da çok yogun bir tempoyla araştirmalarini sürdürüyorlardi. Matbaanin icadi iletişimi kolaylaştirmiş,bu da bilgi alişverişlerinde önemli adimlar atilmasinda en büyük etken olmuştur. Örnegin Italya’da Marconi, Almanya’da Hertz ayni keşif üzerinde ugraş veriyorlardi. Hani şimdilerde her evde birkaç tane bulunan radyo. Marconi halen adı Marconi anteni olarak bilinen, cep …
BEBEK CAN
1998 inKasım ayında geldi dünyaya. Özel bir hastanenin ilaç kokulu doğum odasında, merhaba dedi hiç tanımadığı evrene. Ağlıyordu, hem de ciyak ciyak. Dünyaya gelişine duyduğu pişmanlıktan mıydı, yoksa sevinçten mi bilinmez. Tanımadığı evrenin tüm sırları, sanki doğal gaz sobasının borularında gizliydi. Hiç ayırmazdı gözlerini sobanın borularından. Acıktı ağladı, kızdı ağladı, hastalandı ağladı. Karnı doyduğunda güldü, …
BALIKÇININ KADERİ
BALIKÇININ KADERİ Balıkçı Mustafa, bir hayli hareketli geçen günün akşamında, teknesini limanın uygun bir yerine bağladıktan sonra, evine doğru yöneldi. Nedense canı eve gitmeyi istemiyordu. Oysa çok yorulmuştu. Evine gidip banyo yapmak dinlendirici olacaktı. Kararsızlık içinde yürürken, ayakları onu eve değil de kumsala doğru sürüklemişti. Ayakları kumlara saplandıkça yürümekte zorlanıyor, tüm yorgunluğuna rağmen o yine …
AYRILIK ACISI
AYRILIK ACISI Yabancısı olduğum bir kentte iş için bulunuyordum. Kaldığım otelden çıkıp çarşıya doğru yürürken İçinde bulunduğum karamsarlığa uygun bir şarkının nağmeleri dalga dalga geliyordu kulağıma. Sesimde şarkısı aşkın figan olup gidiyor. Terkedilmişliğin acısını hafifletir diye biraz alkol almıştım. Şarkının etkisiyle terk edilmek dağ dağ büyüdü gönlümde. Sesin geldiği tarafa yöneldim. O güzel şarkının …